10 Kasım 2008 Pazartesi

Ata'ya özlem. . .

10 Kasım saat 9'u 5 geçe....Uyuyordum bugün.Duymak istemedim o sirenleri. Çok kötü oluyordum çünkü her seferinde, kanım donuyordu o sireni dinlerken...Ama yine gizleyemedim gözyaşlarımı, televizyonu açıp haberleri izlemeye koyuldum.Seni gördüm...sesini duydum, son nefesini verdiğin yatağını gördüm...Ağlıyorum Ata'm ağlıyorum senin için, erken gidişin için...ülkemin düştüğü bu berbat durum için...Hep içimde "sen olsaydın" deyişler...Görüyorum etrafımda senin fotoğrafların, herkes seni konuşuyor, herkes senin yasını tutuyor.Seni seven de sevmeyen de senin yasını tutuyor.Asıl neye ağlıyorum biliyor musun Ata'm? Seni anlamayanlara, senin miraslarını köreltmeye çalışanlara karşı hiçbirşey yapılamamasına ağlıyorum.Bu ülkenin "başına" gelenlere ağlıyorum.Ama bir yandan da seni seven insanları görünce umutlanıyorum.Seni bize unutturamayacaklarını bildiğim için içim rahat.Ama mesele seni unutmak değil, mesele senin devrimlerini koruyabilmek..gericilere prim vermemek.İşte beni korkutan ve üzen bu.Seni seviyorum, seni özlüyorum, seni anlıyorum,senin değerlerine sahip çıkıyorum, seni unutturmuyorum.
Bu millet haysiyetini, şerefini, soyunu, soyadını, özgürlüğünü, herşeyini SANA BORÇLU.
İyi varsın Ata'm, iyi ki bizimlesin, iyi ki içimizdesin.
Asla ölmeyeceksin.

6 Kasım 2008 Perşembe

KRİZ


Kriz geliyorum diyor, belki sesi uzaktan boş geliyor, önemsenmiyor, fırtınadan önceki esintiler belli ki rahatsız etmiyor, hükümetceğizi. Dolar tavan yapmış, piyasalar durgunlaşmış, halk alışverişten çekiniyor. Ama "sayın" Başbakanımız "hamdolsun" diyor. Olsun olsun.Nasılsa sen zengin ettin yedi sülaleni... Dolar yükselmiş, fazla da düşmeyecekmiş, pc ve fotoğraf makinası alma hayallerimi erteliyorum bu yüzden.(ÖTV'ye de ayrıca lanetlerimi iletiyorum.)

Medya sektörü desek yerlerde, kanallar, ajanslar işçi çıkarmanın peşinde...belli ki diğer sektörler de aynen öyle...
Yandık ki ne yandık, 3 şeye 5 kuruş verirken şimdi 9-10-15 kuruş vereceğiz. Alıştık ama halkçana böyle ezilmeye, baştakilerde ezmeye.Halbuki KDV oranları düşse ne rahatlar şu halk değil mi?Zaten verdiğimiz vergilerin nereye gittiği ortada, ya lalelere gider, ya milletvekili yakınlarına.Doldurun doldurun ceplerinizi, bu halk nereye kadar sabredecek bakalım.

30 Ekim 2008 Perşembe

Blog nedir? Neden yazılır? Neye yarar? falan filan...



Günümüzde oldukça fazla kullanılıyor bu blog olayları, ben de uzun zamandır blog tutan biri olarak değinmek istedim bu konuya.
Blog nedir?Neden yazılır? Neye yarar? vs vs. . .
Blog benim görüşüme göre bir rahatlama, sesi duyurma, duyguları ve düşünceleri paylaşma platformudur.
Seni anlatması için vardır o yazılar hiçbirşeyi kanıtlama amacı yoktur.Ne çok yaşanmışlık gerektirir ne de kelime dev gibi haznesi.En ufak bir travmada sayfalarca yazı yazabilirsin, döke döke bitiremessin hissettiklerini. Paylaşmam gerek hissettiklerimi ya da düşündüklerimi dersin. Belki yalnız hissediyorsundur kendini, belki çok kızgınsındır kalp kırmamak için dökersin satırlarını...belki....belkilerin sonu gelmez heralde.
İnsanoğlu bu, karmaşıktır duyguları, bazen saçma, bazen anlamsız, bazen isyankar, bazen çok bilmiş, bazen karışık, bazen yalnız, bazen kibirli, bazen de öfkeli...
Hesap soramassınız, neden diye, yargılayamazsınız onu, saçma bulabilirsiniz ama saçma olduğunu iddia edemezsiniz. Tercihinize bağlıdır zaten, genelde kimse gözünüze sokmaz yazdıklarını en fazla reklamını yapar, tıklayıp okumak ya da okumamak size kalmıştır. Okuyup beğenmemekte size kalmıştır.
Kimsenin ihtiyacını gidermek için yazılmazlar, ama bazen neşelendirir, bazen hüzünlendirir, bazen düşündürür yazdığınız satırlar, bazen "aa ben de böyle düşünyorum/hissediyorum, aa benim de başıma geldi bu" dersiniz kendinizi görürsünüz satırlarda, hoşunuza gider "yalnız değilmişim" dedirtirler size...Ama en büyük yararı yazar kişiyi rahatlatmasıdır heralde, düşüncelerini bir şekilde aktarır, paylaşır ve deşarj olursun...

Şimdi bu yazıyı merak edip okursanız tabi ki ne mutlu bana, beğenirseniz mutlu da olurum hatta.
Böyle işte, yazıyoruz, rahatlıyoruz, beğeniliyoruz ya da beğenilmiyoruz hiç problem değil, aynen devam....
=)

29 Ekim 2008 Çarşamba

Dost'a özlem....


Yıl 2000.Babam iş çıkışı veteriner bir arkadaşınla geldi, iki tane köpek getirmişler, seçin dedi abimle bana birini.Biri uzun siyah beyaz tüylü diğeri ise kısa ve simsiyah tüylüydü.Karar veremedik önce sonra severken tesadüfen patisini verdi simsiyah olan.Böylece kaderini çizmiş olduk onu isteyerek.Adını ben koydum, Rocky olsun dedim.Bahçede babam ona çok güzel bir klube yaptı.Senelerce çok eğlendik, çok alıştık ona. Kışın kar yağdığında bayılırdın yerdeki karların üzerinde sürünmeye, kar yerdin deli gibi kızardım hasta olucaksın diye.Yandaki teyzenin evinin çatısına çıkar tepemize atlardın, mutfağın camına kollarına koyar içeri bakardın, teyzem her bize gelişinde onu ilk sen karşılardın,o da seni dudağından öperdi, arabalardan korkardın, sudan korkardın, kedilerden korkarın, sana kedi gibi köpek derlerdi, ben hayır "fare" gibi köpek derdim,ama sen hiç alınmazdın bize yine severdin, ramazanda geçen davulcudan nefret ederdin, sabah ezanına uyuz olur havlar dururdun.Uzaktaki mahallelerdeki köpeklerle havlayarak iletişim kurardın, bütün mahalleyi uyutmazdın, sonra klubenin kenarlarını kemirir parçalardın, babam onarır sen parçalardın. Sonra bir gün hastalandım, yaşlıydın ama 8 sene olmuştu bizimle yaşayalı, bizden biri olmuştun erkek kardeşim diyordum sana.Ama çok hastalandın, veterinerler çaresiz kaldı.Bir akşam annem seni kaskatı kesilmiş halde buldu bahçede....hareketsiz, soğuk, sessiz.... Sana sadece bir kere baktım,bakamadım, dokunamadım... Çok özlüyorum seni, çocukluk arkadaşımı...erkek kardeşimi.... Eğer bir yerden beni izliyorsan sakın gözyaşlarımı görme olur mu? Seni çok seviyorum.

Ey Özgürlük!!

Blogger açılmış sonunda, kavuştum bloğuma =))