28 Şubat 2010 Pazar
Efe - Mini Mall (ısrarla paylaşıyorum)
Bence çok başarılı ya animasyonlar olsun sözler olsun müzik olsun.
Tekrar tekrar paylaşıyorum hıh.
7 Şubat 2010 Pazar
AMU (Ad-Meslek Uyumu)
Bazen saçma şeylere takılıyorum evet. Ama bu seferki takıntı değil de bir sanılgı olabilir evet.
Konuya gelirsek artık, hani böle bazı isimler vardır, sahibinin yaptığını işle acayip uyum sağlar. Başka bir ismi olsaydı o mesleği yapmazdı gibine gelir. Gibime gelir daha doğrusu.
Mesela bir Osman Sınav'ı manav olarak düşünemem, ya da bir Hülya Avşar'ı terzi olarak göremem ben. Okan Bayülgen'in muhasebeci olduğunu ya da...
O isimler o işler için yaratımış diye düşünürüm, sonra kafayı yediğimi düşünürüm.
Sıra kendime gelir sonra, "bir Pelin İpçioğlu'ndan ne olur lan?" diye sorarım kendime. Sonra "bir bok olmaz lan" der karamsarlığa düşerim.
Aslında yönetmenliğe yakışır bi adım var lan. Düşün bi roll caption'da YÖNETMEN PELİN İPÇİOĞLU falan.Ayy heyecan yaptım. Aslında sonu "oğlu" ile biten soyadlarını şanssız buluyorum ben. Fazla özel ve akılda kalıcı değiller bence. Ama benimki öyle değil lan. Bi kere adımla soyadım arasında ulama var, yani akıcı oluyor bayaa(bkz. peli nipçioğlu).Tamam daha fazla saçmalamadan gidiyorum by.
Konuya gelirsek artık, hani böle bazı isimler vardır, sahibinin yaptığını işle acayip uyum sağlar. Başka bir ismi olsaydı o mesleği yapmazdı gibine gelir. Gibime gelir daha doğrusu.
Mesela bir Osman Sınav'ı manav olarak düşünemem, ya da bir Hülya Avşar'ı terzi olarak göremem ben. Okan Bayülgen'in muhasebeci olduğunu ya da...
O isimler o işler için yaratımış diye düşünürüm, sonra kafayı yediğimi düşünürüm.
Sıra kendime gelir sonra, "bir Pelin İpçioğlu'ndan ne olur lan?" diye sorarım kendime. Sonra "bir bok olmaz lan" der karamsarlığa düşerim.
Aslında yönetmenliğe yakışır bi adım var lan. Düşün bi roll caption'da YÖNETMEN PELİN İPÇİOĞLU falan.Ayy heyecan yaptım. Aslında sonu "oğlu" ile biten soyadlarını şanssız buluyorum ben. Fazla özel ve akılda kalıcı değiller bence. Ama benimki öyle değil lan. Bi kere adımla soyadım arasında ulama var, yani akıcı oluyor bayaa(bkz. peli nipçioğlu).Tamam daha fazla saçmalamadan gidiyorum by.
21 Aralık 2009 Pazartesi
Şahsıma münhasır aşk paydaları...
Aşk bir zehir, bir uyuşturucu.Yavaş yavaş bedeni, benliği, zihni her şeyi ele geçiren bir virüs. Başlangıçta hep güzel hayaller görmeni sağlayan, dozu arttırdığında enteresan bir melankoliye ve paranoyaya sürüklenmeni sağlayan bir şeytan vesvesesi.Ama aşk iyidir, yaşadığını hissetirir, seni belki de hiç ummadığın davranışlara sürükler, kendini tanıyamassın. Kimse seni tanıyamaz.
Mutluluğunu da, endişelerini de, kıskançlıklarını da, kızgınlıklarını da, öfkelerini de hep en uçlarda yaşarsın.
O'na karşı hep olduğundan daha ılımlı ve anlayışlı olmaya çalışırsın ama beceremezsin de çoğu zaman, zaten farkında da değilsindir naptığının.
Çabalarsın daha iyisi için, yeri gelir o'nun adına da düşünür taşınırsın.
Sürekli sevgini göstermek istersin, bunu çok ilginç şekillerde anlatabilmek adına beynin bir makine gibi çalışır durur. O kadar çok düşünürsün ki sadece düşündüğünü ve aslında hiçbir şey yapmadığını farkedersin bir süre sonra, sonradan akıllanırsın.Sahiplenirsin, kendini o'na ait hissedersin, ama garip bir çekinme duygusu da vardır içinde, belki de hep olacak, aşkı tatlı kılan bir mesafe...bir utanma..bir arlanma.
Alışverişe çıkarsın, bi bakarsın kendine değil o'na bir şeyler bakıyorsundur.
Kendinle ilgili şeyler hakkında iki kişilik düşünmeye başlarsın...
Özlersin çok, hele yalnızken, hele uyurken.Nasıl da yanında ararsın ama...
Gözlerin dolar o'nu düşünürken, abartıp ağlarsın, tutamazsın.
Merak edersin, telaş edersin, endişe edersin, "sıkıyor muyum acaba?" dersin, az biraz geri çekersin kaplumbağa gibi kendini.
Sevgini çok fazla gösterdiğini düşünür bazen "o beni daha mı az seviyor, abartıyor muyum?" dersin kendine. Yine çekilmece...
O'na olan özlemin arttıkça daha da sinirli bir insana dönüşürsün. O'nu görünce anında pamuk gibi olursun.
Ağzından çıkacak iki güzel söz için gözlerinin içine bakarsın, düşersin, boğulursun, kaybolursun. Yine "o" tutup çıkarır seni elinden.
O'nu düşünmekten uyuyamaz sabahı sabah edersin.
Sahiplendikçe daha da korkarsın kaybetmekten...sonra tependeki kara bulutları savuşturursun pespembe hayallerinle...
Daha çok düşünürsün, anlayabilmek için beyninin sınırlarını zorlarsın.
Sakin biri olmayı öğrenirsin.
Özlemeyi öğrenirsin.
Sabrı,
Fedakarlığı,
Sevmeyi,
Sevilmeyi,
Empati yapmayı,
İnce düşünmeyi,
Sevgili olmayı,
İki kişilik yaşamayı,
Öğrenmeyi,
...öğrenirsin.
Öğreniyorum.
Mutluluğunu da, endişelerini de, kıskançlıklarını da, kızgınlıklarını da, öfkelerini de hep en uçlarda yaşarsın.
O'na karşı hep olduğundan daha ılımlı ve anlayışlı olmaya çalışırsın ama beceremezsin de çoğu zaman, zaten farkında da değilsindir naptığının.
Çabalarsın daha iyisi için, yeri gelir o'nun adına da düşünür taşınırsın.
Sürekli sevgini göstermek istersin, bunu çok ilginç şekillerde anlatabilmek adına beynin bir makine gibi çalışır durur. O kadar çok düşünürsün ki sadece düşündüğünü ve aslında hiçbir şey yapmadığını farkedersin bir süre sonra, sonradan akıllanırsın.Sahiplenirsin, kendini o'na ait hissedersin, ama garip bir çekinme duygusu da vardır içinde, belki de hep olacak, aşkı tatlı kılan bir mesafe...bir utanma..bir arlanma.
Alışverişe çıkarsın, bi bakarsın kendine değil o'na bir şeyler bakıyorsundur.
Kendinle ilgili şeyler hakkında iki kişilik düşünmeye başlarsın...
Özlersin çok, hele yalnızken, hele uyurken.Nasıl da yanında ararsın ama...
Gözlerin dolar o'nu düşünürken, abartıp ağlarsın, tutamazsın.
Merak edersin, telaş edersin, endişe edersin, "sıkıyor muyum acaba?" dersin, az biraz geri çekersin kaplumbağa gibi kendini.
Sevgini çok fazla gösterdiğini düşünür bazen "o beni daha mı az seviyor, abartıyor muyum?" dersin kendine. Yine çekilmece...
O'na olan özlemin arttıkça daha da sinirli bir insana dönüşürsün. O'nu görünce anında pamuk gibi olursun.
Ağzından çıkacak iki güzel söz için gözlerinin içine bakarsın, düşersin, boğulursun, kaybolursun. Yine "o" tutup çıkarır seni elinden.
O'nu düşünmekten uyuyamaz sabahı sabah edersin.
Sahiplendikçe daha da korkarsın kaybetmekten...sonra tependeki kara bulutları savuşturursun pespembe hayallerinle...
Daha çok düşünürsün, anlayabilmek için beyninin sınırlarını zorlarsın.
Sakin biri olmayı öğrenirsin.
Özlemeyi öğrenirsin.
Sabrı,
Fedakarlığı,
Sevmeyi,
Sevilmeyi,
Empati yapmayı,
İnce düşünmeyi,
Sevgili olmayı,
İki kişilik yaşamayı,
Öğrenmeyi,
...öğrenirsin.
Öğreniyorum.
12 Kasım 2009 Perşembe
HANİ MARJİNAL BİZDİK?
İnsanlar ne kadar dışardan bakıldığında muhafazakârlarsa aslında bana göre o kadar sapık ve acımasız olabiliyorlar.Misal verirsek "burası küçük yer, dedikodu çıkar" derler mesela insanlara en olmadık en acımasız iftiralar atarlar adına da sevimlileştirme adına "dedikodu" derler.Hacı, hoca denilen adamların gözlerinin hep çoluk çocukta olduğunu görürürz (bkz.hüseyin üzmez).Tarikat başları cemaate "şeyini" öptürür. Sonra giderler 4-5 kadınla evlenip(!) harem kurarlar kendilerine. Muhafakazar dediğimiz o küçük yerler, köyler, kasabalarda kardeş çocukları olan yeğenler kuzenler birbirlerine sarkar, elleşir, ana babaları da onları birbirleriyle evlendirirler."Berdel" dedikleri töreye göre kadın kocası öldüğünde onun erkek kardeşiyle evlenmek zorundadır..Yine miras ya da kan davası meselelerinde kadınlar hep piyon olarak kullanılır.Şehirdeki adı "hayat kadınlığı" olan şeyin köydeki adı "başlık parasıdır". Hem de açık arttırma usulû.En fazla kim para verirse kızı o alır. Babası da yine şehirde "pezevenk" dediğimiz konumdadır.Dul kalan kadınlara esnafı, komşusu "abi" dediği adamlar sarkar, dul kalan kadının kendini erkeklere peşkeş çekeceği düşünülerek...Hani gelenekçiler ya hani muhafazakârlar ya...hep ondan işte.Sonra parklarda gördüğümüz dinibütün kapalı kızlarımızın erkeklerin kucaklarında yiyişmeleri de hep bu yüzden. Meğer biz yanlış anlamışız her şeyi arkadaşlar.
Biz şehirliyiz, biz moderniz, biz avrupaiyiz...ama bizler kardeşleriminiz eşlerine göz koymuyoruz, kuzenlerimizle, yeğenlerimizle olması gerektiği gibi kardeşçe büyüyoruz.Evliliklerimizi onurumuzdan vazgeçerek yapmıyoruz.
Şimdi bütün bunlar yüzünden mi "inançsız ya da inancı yarım" deniyor biz metropol insanlarına?
Cem Yılmaz'ın dediği gibi; "HANİ MARJİNAL BİZDİK?"
Biz şehirliyiz, biz moderniz, biz avrupaiyiz...ama bizler kardeşleriminiz eşlerine göz koymuyoruz, kuzenlerimizle, yeğenlerimizle olması gerektiği gibi kardeşçe büyüyoruz.Evliliklerimizi onurumuzdan vazgeçerek yapmıyoruz.
Şimdi bütün bunlar yüzünden mi "inançsız ya da inancı yarım" deniyor biz metropol insanlarına?
Cem Yılmaz'ın dediği gibi; "HANİ MARJİNAL BİZDİK?"
8 Kasım 2009 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)