Aşk bir zehir, bir uyuşturucu.Yavaş yavaş bedeni, benliği, zihni her şeyi ele geçiren bir virüs. Başlangıçta hep güzel hayaller görmeni sağlayan, dozu arttırdığında enteresan bir melankoliye ve paranoyaya sürüklenmeni sağlayan bir şeytan vesvesesi.Ama aşk iyidir, yaşadığını hissetirir, seni belki de hiç ummadığın davranışlara sürükler, kendini tanıyamassın. Kimse seni tanıyamaz.
Mutluluğunu da, endişelerini de, kıskançlıklarını da, kızgınlıklarını da, öfkelerini de hep en uçlarda yaşarsın.
O'na karşı hep olduğundan daha ılımlı ve anlayışlı olmaya çalışırsın ama beceremezsin de çoğu zaman, zaten farkında da değilsindir naptığının.
Çabalarsın daha iyisi için, yeri gelir o'nun adına da düşünür taşınırsın.
Sürekli sevgini göstermek istersin, bunu çok ilginç şekillerde anlatabilmek adına beynin bir makine gibi çalışır durur. O kadar çok düşünürsün ki sadece düşündüğünü ve aslında hiçbir şey yapmadığını farkedersin bir süre sonra, sonradan akıllanırsın.Sahiplenirsin, kendini o'na ait hissedersin, ama garip bir çekinme duygusu da vardır içinde, belki de hep olacak, aşkı tatlı kılan bir mesafe...bir utanma..bir arlanma.
Alışverişe çıkarsın, bi bakarsın kendine değil o'na bir şeyler bakıyorsundur.
Kendinle ilgili şeyler hakkında iki kişilik düşünmeye başlarsın...
Özlersin çok, hele yalnızken, hele uyurken.Nasıl da yanında ararsın ama...
Gözlerin dolar o'nu düşünürken, abartıp ağlarsın, tutamazsın.
Merak edersin, telaş edersin, endişe edersin, "sıkıyor muyum acaba?" dersin, az biraz geri çekersin kaplumbağa gibi kendini.
Sevgini çok fazla gösterdiğini düşünür bazen "o beni daha mı az seviyor, abartıyor muyum?" dersin kendine. Yine çekilmece...
O'na olan özlemin arttıkça daha da sinirli bir insana dönüşürsün. O'nu görünce anında pamuk gibi olursun.
Ağzından çıkacak iki güzel söz için gözlerinin içine bakarsın, düşersin, boğulursun, kaybolursun. Yine "o" tutup çıkarır seni elinden.
O'nu düşünmekten uyuyamaz sabahı sabah edersin.
Sahiplendikçe daha da korkarsın kaybetmekten...sonra tependeki kara bulutları savuşturursun pespembe hayallerinle...
Daha çok düşünürsün, anlayabilmek için beyninin sınırlarını zorlarsın.
Sakin biri olmayı öğrenirsin.
Özlemeyi öğrenirsin.
Sabrı,
Fedakarlığı,
Sevmeyi,
Sevilmeyi,
Empati yapmayı,
İnce düşünmeyi,
Sevgili olmayı,
İki kişilik yaşamayı,
Öğrenmeyi,
...öğrenirsin.
Öğreniyorum.
21 Aralık 2009 Pazartesi
12 Kasım 2009 Perşembe
HANİ MARJİNAL BİZDİK?
İnsanlar ne kadar dışardan bakıldığında muhafazakârlarsa aslında bana göre o kadar sapık ve acımasız olabiliyorlar.Misal verirsek "burası küçük yer, dedikodu çıkar" derler mesela insanlara en olmadık en acımasız iftiralar atarlar adına da sevimlileştirme adına "dedikodu" derler.Hacı, hoca denilen adamların gözlerinin hep çoluk çocukta olduğunu görürürz (bkz.hüseyin üzmez).Tarikat başları cemaate "şeyini" öptürür. Sonra giderler 4-5 kadınla evlenip(!) harem kurarlar kendilerine. Muhafakazar dediğimiz o küçük yerler, köyler, kasabalarda kardeş çocukları olan yeğenler kuzenler birbirlerine sarkar, elleşir, ana babaları da onları birbirleriyle evlendirirler."Berdel" dedikleri töreye göre kadın kocası öldüğünde onun erkek kardeşiyle evlenmek zorundadır..Yine miras ya da kan davası meselelerinde kadınlar hep piyon olarak kullanılır.Şehirdeki adı "hayat kadınlığı" olan şeyin köydeki adı "başlık parasıdır". Hem de açık arttırma usulû.En fazla kim para verirse kızı o alır. Babası da yine şehirde "pezevenk" dediğimiz konumdadır.Dul kalan kadınlara esnafı, komşusu "abi" dediği adamlar sarkar, dul kalan kadının kendini erkeklere peşkeş çekeceği düşünülerek...Hani gelenekçiler ya hani muhafazakârlar ya...hep ondan işte.Sonra parklarda gördüğümüz dinibütün kapalı kızlarımızın erkeklerin kucaklarında yiyişmeleri de hep bu yüzden. Meğer biz yanlış anlamışız her şeyi arkadaşlar.
Biz şehirliyiz, biz moderniz, biz avrupaiyiz...ama bizler kardeşleriminiz eşlerine göz koymuyoruz, kuzenlerimizle, yeğenlerimizle olması gerektiği gibi kardeşçe büyüyoruz.Evliliklerimizi onurumuzdan vazgeçerek yapmıyoruz.
Şimdi bütün bunlar yüzünden mi "inançsız ya da inancı yarım" deniyor biz metropol insanlarına?
Cem Yılmaz'ın dediği gibi; "HANİ MARJİNAL BİZDİK?"
Biz şehirliyiz, biz moderniz, biz avrupaiyiz...ama bizler kardeşleriminiz eşlerine göz koymuyoruz, kuzenlerimizle, yeğenlerimizle olması gerektiği gibi kardeşçe büyüyoruz.Evliliklerimizi onurumuzdan vazgeçerek yapmıyoruz.
Şimdi bütün bunlar yüzünden mi "inançsız ya da inancı yarım" deniyor biz metropol insanlarına?
Cem Yılmaz'ın dediği gibi; "HANİ MARJİNAL BİZDİK?"
8 Kasım 2009 Pazar
28 Ekim 2009 Çarşamba
Festival filmlerinin damaktaki tadı....
Benim kişisel bir takıntım ya da arızam mı yoksa genel bir hismidir bu emin değilim.Ama bir film festivalinde izlediğim filmin tadını hiçbir şekilde alamıyorum. Sabahları devasa bir kuyruğa girmek, bir dünya bilet almak..o eziyeti çekmek bile haz veriyor adama. Şimdi bunu okurken "manyak mısın nesin?" diyenler çok olacaktır eminim. Doğruluk payı da olabilir aslında ehhe. Festival filmlerini başka bir yerde izleyemiyorum bile o derece bir takıntı bu. Mesela geçen seneki ist. film festivalinde "palermo'da yüzleşme" adlı filmi izlemek istemiştim ama bilet bulamamıştım. İnanır mısınız film vizyona girdi hatta nete bile düştü ama ben izlemedim. İlginç bir inat kabul ediyorum.Festival filmlerine doyamıyorum bir kere. Haftanın her günü, günde ikişer film izleme temposundan sonra festival bittiğinde boşluğa düşüyorsun. Normal sinemalar kesmiyor seni. O sinema biletleri bile itici geliyor adama. İşte öyle enteresan bir his bu...O yüzden festivalleri kaçırmayın diyorum. Her sene takip edin gidebildiğiniz kadar çok filme gidin.
Bu arada geçen gün "nefes" e gittim. Tavsiye ederim arkadaşlar, eli kanlı teröristleri kahraman gibi karşılayan meclisteki o insan(!)lara inat, tavizler vere vere şehitlerimizin kemiklerini sızlatan iktidara inat dolduralım salonları...Şu ülkenin koyunları olarak beynimizdeki çipleri bloke edip biraz tepkimizi ortaya koyalım.
Neyse konu nerden nereye geldi..daha sonra bununla ilgili bir yazı yazıcam elbet.
Heh ne diyorduk; yaşasın film festivalleri!!
:)
Yazarın tavsiyesi: Filmekiminde izlemiş olduğum filmlerden; 9, polytechnique, dönüşüm adlı filmleri izlemenizi tavsiye ederken vizyona da girecek olan "kan arzusu" adlı filmi kesinlikle izlememenizi öneririm.
Bu arada geçen gün "nefes" e gittim. Tavsiye ederim arkadaşlar, eli kanlı teröristleri kahraman gibi karşılayan meclisteki o insan(!)lara inat, tavizler vere vere şehitlerimizin kemiklerini sızlatan iktidara inat dolduralım salonları...Şu ülkenin koyunları olarak beynimizdeki çipleri bloke edip biraz tepkimizi ortaya koyalım.
Neyse konu nerden nereye geldi..daha sonra bununla ilgili bir yazı yazıcam elbet.
Heh ne diyorduk; yaşasın film festivalleri!!
:)
Yazarın tavsiyesi: Filmekiminde izlemiş olduğum filmlerden; 9, polytechnique, dönüşüm adlı filmleri izlemenizi tavsiye ederken vizyona da girecek olan "kan arzusu" adlı filmi kesinlikle izlememenizi öneririm.
Hepimiz Okan Bayülgen'iz !!

Çok yönlü bir adam Okan Bayülgen...Bunu gözümüzün içine sokuyor zaten sağolsun, kabul ettik artık. O'nu programcı olarak tanıdık daha sonra da sinema filmlerinde gördük. Aklını kullandı, kendini geliştirdi, çevre edindi ve tepeye çıkması da zor olmadı. Zor olmadı derken şu güne gelmesindeki emeklerini görmezden gelmiyorum tabi. Hoş bir ses tonuna sahip olan Okan Bayülgen reklamlar olsun sinema filmleri olsun bir çok seslendirme işlerinde de bulundu ve devam da ediyor.Fotoğrafçılıkla da ilgilenen Okan, reklam yönetmenliği de yapmış bulunuyor.Yetenekli adam vesselam...onun yerinde olmak isteyen birçok insan vardır eminim. Kendisi karakteri ve entellektüel tarzıyla birçok kadın tarafından seksi ve karizmatik bulunuyor malum. Neyse bu kısımlar beni pek ilgilendirmiyor ama...Ama şöyle bir gerçek var. Bu kadar çok göz önünde bulunan ve hayatımızın her yerinde karşımıza çıkan bu adamın yüzü eskimedi mi sizce? Şu zamanlar oynamış olduğu "kanal(i)zasyon" adlı sinema filmi var mesela, tv'de göremeyeceğimiz şeyleri vaadediyormuş bizlere. Malum kendisinin medyaya ve basına olan -ki bence haklı- tepkisi zaten ortadaydı. Bu bakımdan isabetli bir proje olmuş onun adına. Ki yine de filmi izlemeyi düşünmüyorum. Fragman dediğimiz şey filmin en çekici sahnelerinin paketlenip sunulmuş halidir çünkü...Bana pek tad vermedi, birkaç bayat espriyle koca filmin ayakta tutulmaya çalışılması anlamsız bir çaba benim nezlimde..Yine de emeğe saygı diyoruz. Ne diyorduk..yüzü eskimedi mi artık sizce de Okan'ın ? Hafta'nın 3 günü program yapıyor artık...Eskiden tek programda sunduklarını açmış saçmış 3 güne yaymış. Hepsini de izledim aslında.Ama 2 haftadan sonra baymaya başladı. Ruhum sıkılıyordu resmen. Programının olmadığı günlerde bile reklamlarda onu görüyordum, onun oynamadığı reklamlardaysa sesini duyuyordum.Dışarı çıkıyordum bilboardlarda filminin afişleri ardarda...Aman allahım !!!! Yoksa yavaş yavaş Okan Bayülgen mi oluyordum ben....Domestos reklamındaki sesi kulaklarımda çınlıyordu...Okan'ın programı, Okan'ın sesi, Okan'ın çektiği fotoğrafları, Okan'ın filmi, Okan'ın çocuğu, Okan'ın çocuğunun ismi Okan'ın motoru, Okan'ın ikinci motoru............!!!!!!!
Eskiden pek sevdiğim adam için "sıkıldım artık bu adamdan yaa" derken buldum kendimi.
O biirrr kültür adamı o birrr sosyal sorumluluk adamııı o birrrr esprili o birrrr televizyon çocuğu....
O birrr aile babası...
Yeter.
Biraz uzak kalsan keşke, biraz şu televizyonu, sinemayı herneyse rahat bıraksan inzivaya çekilsen....güzel olmaz mı? Hani biraz özlesek seni? Hıı?
Şu "Türkiye'nin entellektüel adamı" ceketini az biraz çıkar yükünden, anladık başarılısın, duyarlısın, her şey hakkında bir bilgin bir yorumun var, "cool" sun. Ama fazla ortalıklardasın.
Seni görmekten SIKILDIM.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)