10 Mart 2010 Çarşamba

sözlük

Hüzünlerin ortasındayken ben


Ben konuşuyorsam, anlaşılmak istiyorumdur, anlatamıyorumdur
Ben gülüyorsam gerçekten mutluyum demektir
Ben gözlerine bakmıyorsam, uzak kalmak istiyorumdur senden
Ben bağırıyorsam, isyan ediyorumdur, çabalıyorumdur
Ben ağlıyorsam kalbim gerçekten acımıştır, korkuyorumdur daha fazlasından
Ve ben susuyorsam artık kelimeler tükenmiştir, söylenecek söz kalmamıştır
Ben dalıyorsam uzaklara, kararsızımdır, endişeliyimdir gelecek adına
Ben düşünüyorsam uzun uzun hep çözüm aramak içindir emin ol
Ben düşünmeden ağzıma geleni söylüyorsam içim dışım bir demektir, tutamam
Ben özlüyorsam seni demektir ki her gün hayalinde uyuyorum
Ben susuyorsam ve ben yazıyorsam hislerimi satırlara
Anla ki senle ben çok ayrı kafalarda…
Anla ki başaramıyorum bana seni, seni sana anlatmayı…
Yapamıyorum fazlasını satırlara ağlamaktan başka.

4 Mart 2010 Perşembe

İNSAN ÜZMEK…

Çok kolay bir şey insan üzmek. Parmak şaklatmak kadar kolay hem de. Birisini üzmek mi istiyorsunuz? Hoşlanmadığı şeyi yapın olsun bitsin, siz de keyifle olanı biteni izleyin. Şeytan mısınız siz kardeşim yapmayın öyle şeyler. Ama yapanlar var bak, görüyorum ben. Hem geçiyo ki elinize anlamıyorum. Üzdün, kırdın, incittin eee noldu sonra? Nedir bunun bir ileriki seviyesi? Heee bir de üzdüğünüz kişi sevdiğinizse o zaman tam bi bulmaca. Neden ki yani anlamadım neden yapar bunu bir insan? Çok mu zevkli bir şey ben de mi denesem diyorum bunu? Sevdiğini nasıl üzer insan ya da üzdüğünü kişinin onu daha ne kadar sevmesini bekler ki? Enteresan sorular bunlar. Çok çirkin hareketler bunlar.

28 Şubat 2010 Pazar

Efe - Mini Mall (ısrarla paylaşıyorum)




Bence çok başarılı ya animasyonlar olsun sözler olsun müzik olsun.
Tekrar tekrar paylaşıyorum hıh.

7 Şubat 2010 Pazar

AMU (Ad-Meslek Uyumu)

Bazen saçma şeylere takılıyorum evet. Ama bu seferki takıntı değil de bir sanılgı olabilir evet.
Konuya gelirsek artık, hani böle bazı isimler vardır, sahibinin yaptığını işle acayip uyum sağlar. Başka bir ismi olsaydı o mesleği yapmazdı gibine gelir. Gibime gelir daha doğrusu.
Mesela bir Osman Sınav'ı manav olarak düşünemem, ya da bir Hülya Avşar'ı terzi olarak göremem ben. Okan Bayülgen'in muhasebeci olduğunu ya da...
O isimler o işler için yaratımış diye düşünürüm, sonra kafayı yediğimi düşünürüm.
Sıra kendime gelir sonra, "bir Pelin İpçioğlu'ndan ne olur lan?" diye sorarım kendime. Sonra "bir bok olmaz lan" der karamsarlığa düşerim.
Aslında yönetmenliğe yakışır bi adım var lan. Düşün bi roll caption'da YÖNETMEN PELİN İPÇİOĞLU falan.Ayy heyecan yaptım. Aslında sonu "oğlu" ile biten soyadlarını şanssız buluyorum ben. Fazla özel ve akılda kalıcı değiller bence. Ama benimki öyle değil lan. Bi kere adımla soyadım arasında ulama var, yani akıcı oluyor bayaa(bkz. peli nipçioğlu).Tamam daha fazla saçmalamadan gidiyorum by.

21 Aralık 2009 Pazartesi

Şahsıma münhasır aşk paydaları...

Aşk bir zehir, bir uyuşturucu.Yavaş yavaş bedeni, benliği, zihni her şeyi ele geçiren bir virüs. Başlangıçta hep güzel hayaller görmeni sağlayan, dozu arttırdığında enteresan bir melankoliye ve paranoyaya sürüklenmeni sağlayan bir şeytan vesvesesi.Ama aşk iyidir, yaşadığını hissetirir, seni belki de hiç ummadığın davranışlara sürükler, kendini tanıyamassın. Kimse seni tanıyamaz.
Mutluluğunu da, endişelerini de, kıskançlıklarını da, kızgınlıklarını da, öfkelerini de hep en uçlarda yaşarsın.
O'na karşı hep olduğundan daha ılımlı ve anlayışlı olmaya çalışırsın ama beceremezsin de çoğu zaman, zaten farkında da değilsindir naptığının.
Çabalarsın daha iyisi için, yeri gelir o'nun adına da düşünür taşınırsın.
Sürekli sevgini göstermek istersin, bunu çok ilginç şekillerde anlatabilmek adına beynin bir makine gibi çalışır durur. O kadar çok düşünürsün ki sadece düşündüğünü ve aslında hiçbir şey yapmadığını farkedersin bir süre sonra, sonradan akıllanırsın.Sahiplenirsin, kendini o'na ait hissedersin, ama garip bir çekinme duygusu da vardır içinde, belki de hep olacak, aşkı tatlı kılan bir mesafe...bir utanma..bir arlanma.
Alışverişe çıkarsın, bi bakarsın kendine değil o'na bir şeyler bakıyorsundur.
Kendinle ilgili şeyler hakkında iki kişilik düşünmeye başlarsın...
Özlersin çok, hele yalnızken, hele uyurken.Nasıl da yanında ararsın ama...
Gözlerin dolar o'nu düşünürken, abartıp ağlarsın, tutamazsın.
Merak edersin, telaş edersin, endişe edersin, "sıkıyor muyum acaba?" dersin, az biraz geri çekersin kaplumbağa gibi kendini.
Sevgini çok fazla gösterdiğini düşünür bazen "o beni daha mı az seviyor, abartıyor muyum?" dersin kendine. Yine çekilmece...
O'na olan özlemin arttıkça daha da sinirli bir insana dönüşürsün. O'nu görünce anında pamuk gibi olursun.
Ağzından çıkacak iki güzel söz için gözlerinin içine bakarsın, düşersin, boğulursun, kaybolursun. Yine "o" tutup çıkarır seni elinden.
O'nu düşünmekten uyuyamaz sabahı sabah edersin.
Sahiplendikçe daha da korkarsın kaybetmekten...sonra tependeki kara bulutları savuşturursun pespembe hayallerinle...
Daha çok düşünürsün, anlayabilmek için beyninin sınırlarını zorlarsın.
Sakin biri olmayı öğrenirsin.
Özlemeyi öğrenirsin.
Sabrı,
Fedakarlığı,
Sevmeyi,
Sevilmeyi,
Empati yapmayı,
İnce düşünmeyi,
Sevgili olmayı,
İki kişilik yaşamayı,
Öğrenmeyi,


...öğrenirsin.
Öğreniyorum.